<![CDATA[FrmCuyuz.Net - Siyasi, Dini, Yerel Konular, Yerli Yabancı Filmler, Metin2, Smackdown - İslamiyet]]> http://www.frmcuyuz.net/ 2010-09-09T16:06:49Z MyBB 2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-C%C4%B0M%C3%82-%E2%80%93-islama-g%C3%B6re-cinsel-hayat <![CDATA[CİMÂ – islama göre cinsel hayat]]>
“ALLAH.(cc)’ım! Bizden ve bize vereceğin çocuktan şeytanı uzak kıl” diye dua etmek. Kim bu duayı okur da çocuğu olursa şeytan onu saptıramaz (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XI, 303; Mansur Ali Nasıf et-Tâc, II, 3082; Gazâli, İhya’, Kahire 1967, II, 63-65).

İslâm cinsi arzuların meşru yoldan giderilmesini ister. Kadına dübürden yaklaşmayı yasaklaması Kur’anî nass ile belirlenmiştir. “ALLAH.(cc)’ın size emrettiği yerden onlara gidin” (el-Bakara, 2/222) buyrulur. Bu bildiğimiz tenâsül yoludur. Arka yoldan yaklaşmak doğru değildir. Peygamber Efendimiz: “Hanımına arka yoldan yaklaşan kimse lanete uğramıştır.” buyurur. Başka bir hadîslerinde de:

“Erkeğe veya kadına arka yoldan yaklaşan kimseye ALLAH.(cc), rahmet bakışıyla bakmaz” buyururlar (Mişkâtü’l-Mesâbih, II, 184). Böyle davranmak küçük livata olarak kabul edilmiştir.

Adet gören veya lohusalık halinde bulunan kadınlarla cinsi ilişkide bulunmak haramdır. Nitekim: “Hayız zamanında kadınlarınızla cinsi münasebetten vazgeçin. “ (el-Bakara, 2/222) ayeti bunu açıkça ifade etmektedir. Cinsi münasebetten sonra gusletmek farzdır.]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-PEYGAMBER%C4%B0M%C4%B0Z%C4%B0N-BABA-NAS%C4%B0HAT%C4%B0 <![CDATA[PEYGAMBERİMİZİN BABA NASİHATİ]]> ‘’Kızım,vücudunu temiz tut.Rabbini zikret… Vücudunu su ile temizle.Kocan sana baktıgı zaman ferahlık duysun.Gözlerine sürme sür.Sürme kadınlerın süsüdür.Başına zeytinyagı süren kadına şeytan zarar veremez.
Ey Fatıma! Kocan sana baktıgında gözlerini yumma ki sevgin artsın.Kocan başka tarafa baktıgı zaman sen onun yüzüne bak ki, bir ay oruç tutmuş gibi sevap kazanasın.
Ey Fatıma! Kocan seni yatagına çagırdıgı zaman gitmemezlik etme ki, ALLAH.(cc)’ın la’netini kazanmayasın.
Ey Fatıma! Cinsi yakınlıkta kocanla şakalaş ki sana muhabbet etsin de başkasına muhabbet etmesin.
Ey Fatıma! Kocanın kusurunu ayıbını başkalarına eçma. Yoksa ALLAH.(cc)’ın,Peygamberin,Meleklerin ve kocanın gadabını kazanmış olursun.
Ey Fatıma! Bu ögütleri bana Cebrail söyledi.’’
‘’Sen evdeki iç işleri gör,kocan da evin dışındaki işleri görsün.’’]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-Baz%C4%B1-bid-atlar <![CDATA[Bazı bid'atlar]]>
İlahî İslâm dinini, Avrupa Birliği standartlarına ve normlarına uydurmaya çalışmak dehşetli bir bid'attir, sapıklıktır.

Kur'ân-ı Kerim'deki bir kısım ayetler tarihseldir, hükümleri bugün geçerli değildir demek korkunç bir bid'attir ve sapıklıktır.

Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) sahih hadîslerini ayıklamak bid'attir.

Siyonistlerin, Haçlıların, ABD'nin, AB'nin işine gelen evcil (ehlî) bir İslâm türetmek için çalışmak büyük ve helak edici bir bid'attir.

Bize Kur'ân yeter, Sünnete lüzum yoktur demek bid'attir.

Fıkhı inkâr edip mezhepsizlik yapmak yıkıcı bir bid'attir.

Camide onbeş kişilik tek saf cemaat var. İmamın önünde sabit mikrofon, yakasında kablolu seyyar mikrofon, bu bir bid'attir.

Zekatların öncelikle fukaraya ve mesakîne verilmeyip tüzel kişilere (cemaatler, tarikatlar, fırkalar) verilmesi, muhtaç Müslümanların sefalet içinde süründürülmesi bid'attir.

Müslüman kadınların açık saçık gezip dolaşması bid'attir.

Sözde tesettürlü bazı kadınların saçlarını deve hörgücü gibi topuz yapması bid'attir. Peygamberimiz böyle yapan kadınlar için "Onlar Cennet'in kokusunu almayacaklardır" buyuruyor.

Devamlı olarak doyduktan sonra yemek, karnını tıka basa doyurmak Kur'ân'a ve Sünnete aykırı bir bid'attir.

İsrafın, lüksün, gösterişin, aşırı tüketimin, sefahatin yaygın hale gelmesi Sünnete aykırı bir bid'attir.

Erkeklerin karılara, karıların erkeklere benzemesi bid'attir.

Ehl-i Kitab da ehl-i necat ve ehl-i Cennettir diye itikad etmek büyük bir bid'attir.

Bir kısım Ashaba sövüp saymak bid'attir.

Ümmetin umurunu taife-i nisaya tefviz etmek bid'attir. Böyle bir ümmetin iflah olmayacağı haber verilmiştir.

Komşusu aç gecelerken, kendisi tok olarak sabaha çıkmak bid'attir.

Farz namazları devamlı olarak ve hiçbir şer'î mazereti olmaksızın münferiden kılmak bid'attir.

İcmâ-i ümmete aykırı her şey bid'attir.

Velhasıl din ile ilgili bir konu ve meselede Kur'ân'a, Sünnete, icmâ-i ümmete aykırı her inanç, her düşünce, her amel bid'attir.

Dinde bid'atlerden ateşten kaçar gibi kaçmalıyız.

Fakirlere yardım için, Dernekler Kanunu gereğince bir hayır derneği kurmak bid'at olmasa gerektir.

Böyle bir dernek, fıkha ve Şeriata aykırı olarak zekat toplarsa bid'at olur.

Ramazanda gösteriş yapmak, nefsine pay çıkartmak, Hacı Kâzım'ın iftar ziyafeti ötekilerden daha görkemli oldu dedirtmek için ziyafet vermek bid'attir.

Altın ve gümüşü, dolar ve euroyu kenz ve iddihar etmek bid'attir.

Mü'min ve muvahhid kardeşlerine sert ve çetin, harbî kafirlere rahmetli ve yumuşak davranmak bid'attir.

Şeyhini, hocasını, Hazretini mâsum kabul etmek bid'attir.

Rühbanları erbab haline getirmek, putlaştırmak bid'attir.

Efendimizin vekilleri, vârisleri, halifeleri durumunda olan icazetli gerçek, 'âmil, rabbanî ulemanın sözünü dinlememek, emir ve tavsiyelerini yerine getirmemek, onları takmamak bid'attir.

Kur'ân-ı Kerim'i, ilmi ve icazeti olmadığı halde, kendi re'y ve hevasına göre tefsir eden kimse bid'atçidir.

Müslümanlarda Ümmet şuurunun (bilincinin) ve gayretinin kalmaması, onun yerine cemaat, hizip, fırka, tarikat, klik, grup asabiyetinin hâkim olması korkunç ve yıkıcı bir bid'attir.

Sofu geçinen bazılarının ALLAH.(cc)'a, Peygambere, Kur'ân'a, Şeriata dil uzatıldığında ilgisiz, tepkisiz, sessiz kalmaları, herhangi bir savunma yapmamaları; buna mukabil kendi cemaatlerine ve baronlarına bir fiske vurulunca dehşetli tepki göstermeleri de müthiş bir bid'at ve dalalettir.]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-%C4%B0slam-baski-ve-zorlamadan-uzak-bari%C5%9E-ve-ho%C5%9Eg%C3%96r%C3%9C-d%C4%B0n%C4%B0d%C4%B0r <![CDATA[İslam baski ve zorlamadan uzak, bariŞ ve hoŞgÖrÜ dİnİdİr]]>


İslamiyet’in temeli olan ve tüm Müslümanlara bir öğüt ve rehber olarak indirilmiş olan Kuran’da bildirilen ahlak; sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, fedakarlık, hoşgörü ve barış kavramlarına dayanmaktadır. Dolayısıyla da İslam her türlü baskı, zorlama ve huzursuzluğun engelleyicisi ve tek çözümüdür. Ancak son zamanlarda kimi çevrelerdeki İslam ahlakını bilmemekten kaynaklanan yanlış düşünceler nedeniyle bu gerçek göz ardı edilmekte ve İslam ahlakı toplumun refahı için sözde bir tehdit gibi sunulmaya çalışılmaktadır. Oysa İslam ahlakına göre yaşayan bir toplumda;

*Baskı değil tam aksine huzur, hoşgörü, karşılıklı sevgi ve saygı hakim olur.

* Son derece kibar, ince düşünceli, alçak gönüllü, adaletli, güvenilir, uyumlu, etrafına huzur ve neşe veren bireyler yetişir.

*Farklı inançtan ya da düşünceden kişiler, devletin bütünlüğüne ve toplumun huzuruna bir tehdit oluşturmadığı sürece sahiplenilir. Bu kişilere karşı gerginlik oluşturulmaz. Farklı düşünceye ya da yaşam tarzına sahip kişileri kendinden ayrı görme, dışlama gibi cehaletten kaynaklanan gerilimli davranışlardan titizlikle kaçınılır.

Peki İslam ahlakının -tüm dünyadaki ön yargıların, karmaşanın ve ayrımcılığın çözümü olan- bu etkisi nasıl oluşur?

Geçmiş dönemlerde İslam ahlakının bu olumlu etkisi toplumları nasıl aydınlatmıştır?

Barış ve Güvenliğin Kaynağı: İslam Ahlakı



Kuran ALLAH.(cc)'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği bir kitaptır. ALLAH.(cc) Kuran'da insanlara güzel ahlakı emretmektedir. Bu ahlakın temelinde ise, sevgi, şefkat, hoşgörü, adalet ve merhamet gibi kavramlar yer alır. "İslam" kelimesi, Arapçada "barış" kelimesiyle aynı anlama gelir. İslam dini, ALLAH.(cc)'ın sonsuz merhamet ve şefkatinin yeryüzünde tecelli ettiği huzur ve barış dolu bir hayatı insanlara sunmak için indirilmiş bir dindir. Kuran ayetlerinde insanlar, yeryüzünde merhametin, şefkatin, hoşgörünün ve barışın yaşanabileceği tek hayat şekli olan İslam ahlakına çağrılmaktadır. Bakara Suresi'nin 208. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

“Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.”

Ayette Rabbimiz, insanların “güvenliği”nin ve aralarındaki “barış”ın Kuran ahlakının yaşanmasıyla sağlanabileceğini bildirmektedir. Kuran ahlakına göre iman sahibi bir kimse, Müslüman olsun veya olmasın tüm diğer insanlara karşı iyi ve adaletli davranmakla, zayıfları ve masumları korumakla ve "yeryüzünde bozgunculuğu önlemekle" yükümlüdür. Bozgunculuk, yeryüzünde insanların güvenlik, barış ve huzurunu ortadan kaldıran her türlü durumdur. Hür bir iradeye, düşünce ve inanç özgürlüğüne sahip kişilere herhangi bir nedenden ötürü baskı yapmak da İslam ahlakına uygun olmayan ve toplum içinde bozgun çıkaracak bir davranıştır. Dolayısıyla, "...ALLAH.(cc), bozgunculuğu sevmez". (Bakara Suresi, 205) hükmünün bir gereği olarak Müslümanlar bu hatalı davranıştan titizlikle sakınırlar. Aksine Müslümanlar toplumun huzurunu

bozan kişileri ve faaliyetleri fikri bir mücadeleyle önlemekle, iyiliği emredip kötülükten sakındırmakla, “yeryüzündeki bozgunculuğu” ortadan kaldırmak ve tüm insanlara huzur ve barış dolu bir ortam sağlamakla sorumludurlar. ALLAH.(cc)'tan korkan bir insanın devletine, milletine, insanlığa en küçük zarar dokunduracak bir harekete dahi vesile olmasının veya göz yummasının söz konusu olmadığı çok açıktır.]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-Ne-Zamandan-Beri-M%C3%BCsl%C3%BCman%C4%B1z <![CDATA[Ne Zamandan Beri Müslümanız?]]>
--------------------------------------------------------------------------------

İnsanlar Bu Dunyaya Nereden Gelmişlerdir?
İnsanlar bu dünyaya, ruhlar âleminden gelmişlerdir. ALLAH.(cc), insanların bedenlerinden evvel ruhlarını yaratmıştır. Daha sonra her bir ruha ayrı bir beden elbisesi giydirerek onları şu dünyaya göndermiştir.

--------------------------------------------------------------------------------

İnsanlar Bu Dünyaya Niçin Gelmişlerdir?
ALLAH.(cc)'a îman ve O'na ibâdet için gelmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu hususta şöyle buyurulur: "Cinleri ve insanları, ancak beni tanıyıp îman etsin ve ibâdette bulunsunlar diye yarattım." (ez-Zâriyât, 56).



--------------------------------------------------------------------------------

İnsanlar Bu Dünyaya Ne Halde Gelirler?
Bütün insanlar, bu dünyaya İslâm fıtratı üzere, yani, Müslüman doğarak gelirler. Sonradan büyüyünce herbiri ya kendi akıl ve iradesini iyiye kullanarak İslâm fıtratı üzere yaşamaya devam eder, Müslümanca bir hayat sürerler... Veya menfî çevrelerin te'sirinde kalarak, bu temiz fıtratlarını değiştirir, İslâm'ın dışında bir hayat sürmeye başlarlar. Bu hususa Peygamberimiz, bir hadîs-i şeriflerinde şu şekilde işaret buyurmuşlardır:

"Her doğan, İslâm fıtratı üzere doğar. Sonra onu, anası - babası (yakın çevresi) Yahudî, Hıristiyan ve Mecusî yapar.


--------------------------------------------------------------------------------

Ne Zamandan Beri Müslümanız?
Kâlû Belâ'dan beri Müslümanız.

--------------------------------------------------------------------------------

Kalu Bela Ne Demektir?
ALLAH.(cc) dünyayı ve içindeki varlıkları yaratmadan evvel, öncelikle gelmiş ve gelecek bütün insanların ruhlarını yaratmıştır. Bunları ruhlar âlemi denilen bir âlemde bir araya getirmiştir. Daha sonra hepsini birden huzurunda toplayarak kendilerine hitâben:

Ben sizin Rabbiniz değil miyim? diye sormuştur.

Ruhlar da: Evet, sen bizim Rabbimizsin, diye cevab vermişlerdir. "Ancak sana ibâdet eder, senden yardım dileriz" demişlerdir. İşte bu konuşmanın vuku' bulduğu zamana, Kâlû Belâ denir. ALLAH.(cc) daha sonra insan ruhunun bu sözünde ne derece samimî ve doğru olduğunu ortaya çıkarmak için, şu dünyayı bir imtihan yeri olarak yaratmıştır. Ve her bir ruhu ayrı bir bedene yerleştirerek, onları belli zaman aralıklarıyla şu imtihan meydanına göndermiştir. Böylece insanın önüne iki yol açılmıştır: Ya akıl ve iradesini iyiye kullanarak Kâlû Belâ'daki gibi ALLAH.(cc)'ı Rab tanımakta devam edecektir. Yahut da iradesini ve aklını kötüye kullanarak Rabbini ve ALLAH.(cc)'ını inkâr edecek, O'na kulluktan kaçacak, şeytan'ın yoluna sapacaktır. ALLAH.(cc)'a sonsuz şükürler olsun ki, biz Müslümanlar, Kâlû Belâ zamanında Rabbimize verdiğimiz sözde duran kimseleriz. İnşâALLAH.(cc) son nefesimize kadar da bu sözümüzde durmaya devam edeceğiz.


NUKTE:NEDEN İMTAHAN EDİLİYORUZ?
Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için: Çocuklar, demiş. ALLAH.(cc) hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş? Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:

Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize birer 10 vermeyip imtihan ediyorsunuz?..]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-Ey-%C5%9Ferefi-iman-ile-m%C3%BC%C5%9Ferref-olan-ehli-iman <![CDATA[Ey şerefi iman ile müşerref olan ehli iman]]>
Hutbemiz kibir ve tevazu hakkındadır. Cenab-ı Hak Ayet-i Kerimelerinde mealen buyuruyor ki; ALLAH.(cc) kendini beğenen ve her zaman böbürlenen kimseleri sevmez. Diğer bir ayeti kerimede “İnsanlardan (Kendini büyük görerek) yüzünü çevirme. Yolda şımarık (Çalımla) yürüme. Zira ALLAH.(cc) kibir taslayan kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez”.

Resulullah (s.a.s.) efendimiz ise ;

Cehennemlikleri size haber vereyim mi? Onlar katı yürekli, malını hayırdan esirgeyen, kibirli kimselerdir buyurmaktadır.

İslamın gayesi, insanları birbirleriyle kaynaştırmak ve onların emniyet ve huzur içerisinde, hem bu dünyada hem de ahirette mutluluklarını sağlamaktadır.

Muhterem Müslümanlar!

Kendini beğenme ve kibir, bir nevi hastalık belirtisidir. Bu ya aşağılık duygusu denilen bir saplantının değişik bir biçimde tezahürü, yahut ta cehaletin aldanmanın bir sonucudur. Bazen İnsan, elinde bulunan değerlerin, her şeyi halledeceği veya her güçlüğü yeneceği hususunda yanlış bir düşünceye kapılabilir. Halbuki zaman gençliği, gücü ve kuvveti alıp götürür. Mevki, masa zaten emanettir. Her elden gidebilir. Ölüm ise insanı malından mülkünden ve servetinden ayırır. İnsan ebedi yolculuğa,ancak bir kefenle yola çıkar. Kibir ve gurur; kabalığın, hamlığın, yetişmemişliğin, hayalperestliğin bir tezahürü. Tevazu ise; insanlığın efendiliğin ve gerçekçiliğin alameti, olgunluğun meyvesidir. Bu sebeple Kur-an’ı Kerim de tevazu ve alçak gönüllülük övülmüş, kibir, kendini beğenme ve böbürlenme yerilmiştir. Hatta o kadar ki, kötülüğün ve şerrin sembolü olan şeytanın sırf kibiri ve kendini üstün görmesi sebebiyle ALLAH.(cc)’ın rahmetinden ebediyyen kovulduğu, zelil ve hakir duruma düştüğü beyan buyurulmuştur. Diğer taraftan Kur-an’ı Kerimde; kendilerini büyük görmeleri sebebiyle laf dinlemeyen, halktan yüz çeviren geçmiş ümmetlerin gülünç durumları ve bu halleri sebebi ile başlarına gelen felaketler veciz bir ifadeyle anlatılmış,

büyüklük taslamaları ve kibirlenmeleri azaba uğramalarının, cehennemlik olmalarının sebebi olarak gösterilmiştir. Nitekim Cenab’ı Hakk, Zümer suresinde onlar için,büyüklük taslayanların yeri cehennem değil midir? Diğer bir Ayet-i Kerimede de; “...büyüklenenlerin, (Kibirlenenlerin) yeri ne kötüdür.” buyurur. Bundan başka Cenab-ı Hak, siz kendinizi övmeyin kimin müttaki olduğunu ALLAH.(cc) daha iyi bilir. buyurmuş böylece, Müslümanların ben ben diye söze başlamalarını, kendilerini övmelerini men etmiştir.

Muhterem Müslümanlar!

ALLAH.(cc)’ın Rasülü, herkese durumuna göre muamele eder, çocukların, muhtaçların, kölelerin gönlünü alır, fakir bir müslümanın davetine icabet eder. Daima tevazu gösterirdi. Bununla beraber o, hiçbir zaman tevazuda ifrata düşmemiş ölçüyü kaçırmamıştır. Bir gün Rasülullah, Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” buyurdu. Ashaptan biri, ya Rasülullah insan elbisesinin ayakkabısının güzel olmasını sever. dedi. Bunun üzerine Rasülü Ekrem “ALLAH.(cc) güzeldir güzelliği sever. Kibir ise, Hakkı kabul etmemek ve insanları hor görmektir.” buyurdu. Bu hadisi şerif bize kibir ve tevazuyu çok güzel bir şekilde anlatmakta, aynı zaman da tevazuun, derbederlik, hırpanilik, şahsiyetsizlik şeklinde anlaşılmasını da kat-i bir lisanla önlemiş bulunmaktadır. İslam büyüklerinin bu konuda ki öğütleri ne kadar güzel ve manalıdır:

Ey İnsan! “Cenab-ı Hak seni topraktan yaratmıştır. Toprak gibi mütevazi ol. Mademki topraktan yaratıldın ateş gibi haris, yakıcı ve inatçı olma. Akıllı ve olgun insan mütevazı olmalıdır.

Müjdeler olsun kibirden kendini koruyup mütevaziliği kendine şiar edinenlere]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-Allah-korkusunu-anlamak-%C4%B0%C3%87%C4%B0n <![CDATA[Allah korkusunu anlamak İÇİn]]> ALLAH.(cc)'ın sevgisini kazanmak, O'nun azabından kurtulmak için malınızı, canınızı, tüm enerjinizi kullanırdınız. Üstelik bunların hepsinde ölene dek sabırlı ve kararlı olur, karşınıza bir zorluk çıksa bile bu size zorluk gibi görünmezdi. Kimse sizi yolunuzdan çeviremez, ALLAH.(cc)'ın rızasından taviz verdiremezdi. Her şart ve koşulda, her durumda ahiretiniz için yapabileceğinizin en fazlasını yapardınız. İnsanların, toplumların ne yaptıkları, nasıl bir hayat tarzını benimsedikleri, hangi ideolojilerin peşinden koştukları sizi hiç mi hiç ilgilendirmezdi. Her halinizle ve her tavrınızla sadece ALLAH.(cc)'ın hoşnutluğunu kazanmaya çalışırdınız. ALLAH.(cc)'ın emir ve yasakları konusunda son derece titiz olduğunuz gibi insanlara da bunu anlatır, her gördüğünüz kimseyi bu gerçekle uyarırdınız. En büyük hedefiniz, tek amacınız ALLAH.(cc)'ın dostluğunu kazanmak olurdu ve kendinizi tamamen O'na teslim ederdiniz. "... taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki ALLAH.(cc) korkusuyla yuvarlanır..." (Bakara Suresi, 74) ayetindeki benzetmeyle vurgulanan korkunun şiddeti sizin de üzerinizde tecelli ederdi.
Peki şu an cehennemi görmemiş olmanız mı sizi gereği gibi korkup sakınmaktan ve buna göre yaşamaktan alıkoyan? Oysa ALLAH.(cc) cehennemin varlığını pek çok ayetinde haber vermekte, cehennemi insanlara tüm detaylarıyla tanıtıp, ondan sakındırmaktadır. Kaldı ki vakti geldiğinde cehennemi görmeyen insan kalmayacaktır. ALLAH.(cc) bunu kesin olarak haber vermiştir. Ancak ondan yalnızca ALLAH.(cc)'tan korkup sakınanlar kurtarılacak, diğerleri diz üstü çökmüş bir biçimde bırakılacaktır:
Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır. Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz." (Meryem Suresi, 71-72)
Ama unutmayın ki, orada diz üstü çökmüş olarak kaldıktan sonra cehennemi görmenin insana bir faydası olmaz. Çünkü orası artık geri dönüşü olmayan bir yerdir…
__________________]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-Ger%C3%A7ek-Anlam%C4%B1-%C4%B0le-%C4%B0slam <![CDATA[Gerçek Anlamı İle İslam]]>

"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecektir. Ve o ahirette de hüsrana uğrayacaklardan olacaktır." (Al-i İmran Sûresi, 3/85)

Teslimiyet, boyun eğme, itaat, ilahi emre, ilahi sisteme ve ilahi nizama bağlılık anlamıyla İslâm...

İslam'ın bu şekilde bir ifade ile belirlenmesinde ayrı bir anlam yatmaktadır. Kainat ister istemez ALLAH.(cc)'a teslim olmuştur. Kainatın bu teslimiyeti ALLAH.(cc)'ın emrine boyun eğme, ALLAH.(cc)'ın düzenine uyma ve yasalarına itaat şeklindedir. İşte İslam'ın gerçek anlamı...

Artık ALLAH.(cc)'ın bu açıklamalarından sonra kimse İslâm'ı dil ile söylenen bir laf, kalple yapılan bir tasdikten sonra hayatta pratik olarak eserlerinin görülmediği bir inanış biçimi zannetmesin. İslâm pratik hayatın her alanında somutlaşan tam bir teslimiyettir.

Gerçekten önemli, ince, sağlam ve kapsamlı bir açıklamadır bu:

"Kim İslam'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecektir. Ve o ahirette de hüsrana uğrayacaklardandır."

Artık bundan sonra İslâm hakikatini, âyetleri eğip bükerek, tevil yoluyla onları, anlamlarının dışında çıkartarak, İslam'ın tanımını ALLAH.(cc)'ın tanımladığı şeklin dışına çıkarmaya imkan yoktur.

İslam evrende mevcut olan herşeyin ALLAH.(cc)'ın belirlediği ve idare ettiği nizama tabii olarak boyun eğdikleri dinin adıdır.

Şu halde "ALLAH.(cc)'dan başka ibadete layık ilah yoktur" deyipte içeriğini yerine getirmeden söylenen bir şehadet asla ALLAH.(cc)'ın tanımladığı İslam olmayacaktır.

İslam, "La ilahe illallah" şehadetinin gereği olarak ilahlık ve hakimiyeti "Bir" e indirgemek, ibadet ve yönelişte birliği sağlamaktır, Bununla beraber İslam, "Muhammed ALLAH.(cc)'ın elçisidir" şehadeti gereği de O'nun rabbinden getirdiği sisteme tabii olmak, ALLAH.(cc)'ın gönderdiği kanunlara uymak, insanlığa Rasulu vasıtası ile indirdiği kitabı hakim kılmaktır.

Sadece ALLAH.(cc)'ın varlığına, gayb alemine, kıyamete, meleklere, rasullere ve kitaplara iman edipte, kalp ile tasdik ettikten sonra, bu tasdikin pratik hayatta ameli uygulaması görülmeden İslam'dan söz edilemez.

İslam kesinlikle şekli bir ibadet, dua, zikir ve tesbihlerden ibaret değildir. Tüm bunlarla beraber, ALLAH.(cc)'a bağlı bir hayat sisteminde pratik etkileri somut olarak görülen, ibadetler, dualar, zikir ve tesbihlerle kalplerin sadece ona yöneldiği dinin adıdır İslam. Kalplerin O'nun korkusuyla titreyip, hidayet bulduğu dinin adıdır İslam. Bütün bunlar insanların hayatında yaşayan bir nizam olarak ortaya çıkmadıkça beşer hayatında bir etkiye sahip olmayacaktır. Hiçbir fonksiyonu yerine getirmeyecektir.

İşte ALLAH.(cc)'ın istediği ve razı olduğu İslam budur. İnsanlardan herhangibir grubun arzularına göre şekillendirdikleri İslam'a itibar yoktur. İslam düşmanlarının bir eksik bulabilmek gayreti ile ortaya attıkları fikirlerin hiçbiri İslam değildir.

ALLAH.(cc)'ın isteğine uygun olarak gerçek İslam'ın mahiyetini kavradıktan sonra, onu bu şekilde kabul etmeyenler ve içtenlikle benimsemeyenler kıyamet gününde hüsrana uğrayanlardır. ALLAH.(cc) onlara hidayet vermeyecek ve onların cezasını asla bağışlamayacaktır.

"Kim İslam'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecektir. O ahirette de hüsrana uğrayanlardandır."]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-%C4%B0slamiyet%E2%80%99te-Allah%C3%BC-te%C3%A2l%C3%A2ya-Tanr%C4%B1-deme%C4%9Fe-izin-yoktur <![CDATA[İslamiyet’te Allahü teâlâya (Tanrı) demeğe izin yoktur.]]>


Kur’ân-ı kerîmde, (Benim ismim Allahdır. Beni ALLAH.(cc) diye çağırınız. ALLAH.(cc) diye ibâdet ediniz. ALLAH.(cc) diye yalvarınız!) meâlinde müteaddid âyet-i kerîmeler vardır.]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-Bu-zat-kimdir <![CDATA[Bu zat kimdir?]]>
Güzel huyludur, İyilik etmesini sever. Herkesle iyi geçinir. Güler yüzlü, tatlı sözlüdür. Söylerken gülmez. Mütevazıdır. Üzüntülü görünür. Heybetlidir, yani saygı ve ciddiyet hâsıl eder. Nazik ve cömerttir. İsraf etmez. Herkese acır. Kimseden bir şey beklemez.

Hayâsı çoktur. Biriyle tokalaşınca, o kimse elini çekmedikçe, elini ondan ayırmaz. Az konuşur. Gayet açık ve metotlu konuşur, kolay anlaşılır. Küçük bir çocuk elini tutup bir iş için götürse, birlikte gider, işini görür.

Hizmetçisi, (10 yıl hizmet ettim. Bir kere bana öf demedi. Şunu niçin böyle yaptın diye sormadı) diyor. Kâfirlerin yok olması için dua etmesi istenildiği zaman. (Ben, lânet etmek için değil, herkese iyilik etmek için dua ederim) diyor.

Bir şey istendiğinde yok demez. Bir ihtiyar kadın, kızını ona gönderir. (Namaz kılmak için örtünecek elbisem yok, bir elbise gönder) diye yalvarır. Onun da o anda başka elbisesi olmadığından gömleğini çıkarıp verir. Namaz vakti gelince, elbisesiz mescide gidemez. O gün, damadı gelip, (Bugün 8 lira ödünç almıştım. Bunun yarısını size vereyim. Kendinize gömlek alın) der.

Çarşıya çıkıp, 2 lirayla bir gömlek satın alır. Geri kalan 2 lirayla yiyecek almaya giderken görür ki, bir âmâ, (ALLAH.(cc) rızası için bana kim bir gömlek verir) der. Aldığı gömleği bu âmâya verir. Âmâ, gömleği alınca, misk gibi güzel koku duyar. Bunu kimin verdiğini anlar; çünkü onun bir kere giydiği her şey, eskise de misk gibi güzel kokar. Âmâ dua edip, (Ya Rabbi, bu gömlek hürmetine, gözlerimi aç) der. İki gözü hemen açılır. 1 lirayla bir gömlek satın alır. 1 lirayla da yiyecek satın almaya giderken, bir hizmetçi kızın ağladığını görür. Niçin ağladığını sorar. (Bir Yahudi’nin hizmetçisiyim. Bana bir lira verdi. Bununla bir şişe ve yağ satın al dedi. Alıp gelirken elimden düştü, hem şişe, hem de yağ gitti) der, son 1 lirayı da kız çocuğa verir. (Bununla şişe ve yağ al. Evine götür) der. Kızcağız, (Eve geç kaldığım için, Yahudi beni döver diye korkuyorum) der. (Korkma! Seninle birlikte gelir, gerekeni söylerim) der.

Eve gelip, kapıyı çalarlar. Yahudi kapıyı açınca şaşırıp kalır. Kapıda Yahudi’ye, olanları anlatıp, kıza bir şey dememesi için ricada bulunur. Yahudi, (Binlerce insanın baş tacı olan, binlerce aslanın, emrini yapmak için beklediği ey büyük zat! Bir hizmetçi kız için, benim gibi bir fakirin kapısını şereflendirdin. Bu kızı senin şerefine azat ettim. Bana İslam’ı öğret, hemen Müslüman olayım) der. Yahudi’ye Müslümanlığı öğretir. O da Müslüman olur. Evine girip çoluk çocuğuna anlatır. Hepsi Müslüman olurlar.

Bunlar, hep onun güzel huylarının bereketiyle olur. O âlemlere rahmettir.



O Zat;Peygamber efendimiz, Peygamberlerin en üstünü ve sonuncusudur. ALLAH.(cc)ü teâlânın yarattığı varlıkların en şereflisi Muhammed aleyhisselâmdır.]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-EZAN-I-MUHAMMED%C4%B0YE <![CDATA[EZAN-I MUHAMMEDİYE]]>
Güzel okunan ezan insanı başka ufuklara, başka alemlere götürür.

Güzel okunan ezan ruhları ihtizaza (titreşime) getirir.

Güzel okunan ezan kalpleri ürpertir, gözleri nemlendirir.

Güzel okunan ezan gafleti dağıtır.

Güzel okunan ezan basiretleri bağlanmışların gözlerini açar, kulakları tıkanmışlara lâhut aleminden gelen nidaları, dâvetleri, müjde ve uyarıları işittirir.

Güzel okunan ezan kalplerdeki pasları giderir.

Muhyiddin Arabî hazretleri "Başını kaldır, göklere bak. Orada sana ötelerden gelmiş bir mektup göreceksin, oku onu..." diyor.

Güzel okunan ezan da böyledir. Ötelerden gelen bir davettir o. İnsanlığı kurtuluşa, hidayete, ebedî saadete, Cennet'e çağırır.

Güzel okunan ezan aşktır, şevktir, ruhanî zevktir.

Ah benim sevgili ve muhterem Sayın Arkadaşım, sen güzel ezan nedir bilir misin?

Güzel ezan bağrılmaz, okunur usûlünce.

Güzel sesi olmayan güzel ezan okuyamaz ki...

Sadece güzel ses de yetmez. Hassas, ince, rakik bir kalbi olacak. Katı kalpliler, kaba sabalar güzel ezan okuyamaz ki...

Güzel ezanın en büyük düşmanı madenî sesli ruhsuz azazilî hoparlörlerdir.

Güzel ezan dinleyen bin kişiden biri mutlaka sessiz sessiz ağlar.

Rikkatli bir kalbe sahip olanların, güzel ezandan sonra renkleri solar, benizleri atar.

Ezan zamirlerdeki kirleri yıkar, ruhu pak eyler.

Ezan bir barış ve selamdır şu yeryüzü alemine.

Ezan dünya semasında hiç eksik olmaz. İhtilaf-ı merâli' dolayısıyla bir yerde biter, başka yerde başlar. Dinmez ve sönmez bir neşidedir ezan.

Ezanları güzel sesliler, ince kalpliler, medenî Müslümanlar okumalı.

Hoparlörleri sonuna kadar açarak avaz avaz ezan bağırmak hıyanettir bu dine.

Sabah ezanları öyle güzel, öyle tatlı, öyle ruhanî okunmalı ki, duyup uyanan bebek tebessüm etmeli.

Geceyi uykusuz geçirip fecre doğru dalan hastalar ezanla taze can bulmalı.

Mü'minler ezanla kalkıp namaza hazırlanmalı.

Bînamazlar doğrulmalı, ibadet etmeseler bile ezanı zevkle, haz alarak dinlemeli.

Civar otellerde yatan turistler ezanla uyanmalı, bir hoş olmalı.

Ah benim sevgili Sayın Arkadaşım!..

Ezan bağrılmaz, ezan okunur.

Güzel okunur, hoş okunur, usûlünce okunur.

Ezan İslâm'ın sesli bayrağıdır.



Efendimizin vefatından sonra Bilali Habeşî Şam'a göç etmiş. Aradan hayli zaman geçtikten sonra bir iş için Medine'ye gelmiş. Görenler "Haydi eskisi gibi bir Ezan okuyuver bize" demişler. Bilal ezan okumaya başlamış. Allahu ekber Allahu ekber... demeye başlayınca kutsal şehrin halkı ayağa kalkmış. Tüyler ürpermiş, gözler yaşarmış, kalpler bir hoş olmuş. Kadınlar çocuklar "Resulullah dirildi... Resulullah dirildi..." diye bağrışmaya başlamış. Heyecandan bayılanlar olmuş. Yer yerinden oynamış... Bilali Habeşî ezanı bitirememiş. Güzel okunan gerçek ezanlarda bu kıssadan hisse vardır.

Ey ruhsuzlar, ey aşksız ve şevksizler, ey mükebbire perestler!.. Ne olur bağırmayın avaz avaz öyle.

Ey bed sesliler!.. Siz okuduğunuz ezanları kaça okuyorsunuz?.. ALLAH.(cc) için mi okuyorsunuz?.. Öyleyse çok rica ediyoruz, çok yalvarıyoruz sizlere: Ne olur, ALLAH.(cc) için okumayınız...]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-Ey-Allah%E2%80%99%C4%B1n-KuLLar%C4%B1-GeL-BaK <![CDATA[Ey Allah’ın KuLLarı GeL. BaK! ;)]]> “Doğrusu biz Kur’ân’ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. ” (Kadir sûresi, 97/ 1-5)
Bu sûrenin inişi hakkında değişik rivâyetler vardır. Bunlardan biri şöyledir:
Bir kere Rasûlüllah (s.a.s) Ashab-ı Kirâma İsrailoğullarından birinin, silahını kuşanarak ALLAH.(cc) yolunda bin sene cihad ettiğini bildirmişti. Ashabın buna hayret etmeleri üzerine Cenabı Hak bu Kadir sûresini indirmiştir (Tecrîd-Sarîh Tercemesi, VI, 313).
Bu geceye Kadir gecesi denilmesi şeref ve kıymetinden dolayıdır.
Bu Gecede ne olmuştur ?


a) Kur’ân-ı Kerim bu gecede inmeye başlamıştır.
b) Bu gecedeki ibadet, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetten daha faziletlidir.
c) Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü hadiseler ALLAH.(cc) Teâlâ’nın ezelî kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir (Tecrîdi Sarih Tercemesi, VI, 312).
d) Bu gecede yeryüzüne Cebrail ve çok sayıda melek iner.
e) Bu gece tanyerinin ağarmasına kadar esenliktir, her türlü kötülükten uzaktır. Yeryüzüne inen melekler uğradıkları her mü’mine selam verirler.
KADİR GECESİ NE ZAMAN?

Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan’ın yirmi yedinci gecesinde olduğu tercih edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) bunun kesinlikle hangi gece olduğunu belirtmemiş, ancak; “Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız” (Buhârî, Leyletü’l-Kadir, 3; Müslim, Sıyam, 216) buyurmuştur.
Zir b. Hubeyş diyor ki, Übey b. Ka’b’a sordum: Kardeşin Abdullah b. Mes’ud: “Yıl boyunca ibadet eden Kadir gecesine isabet eder” diyor, dedim.
Übey b. Ka’b dedi ki: “ALLAH.(cc) İbn Mes’ud’a rahmet eylesin. O, insanların Kadir gecesine güvenmemelerini istemiştir. Yoksa Kadir gecesinin, Ramazanda, Ramazanın da son on günü içerisinde yirmi yedinci gecesinde olduğunu biliyordu” dedi.
“- Bunu neye dayanarak söylüyorsun, Ey Ebü’l-Münzir (Übey b. Ka’b’ın lakabı)” dedim. Übey;
“- Ben bunu Rasûlüllah (s.a.s)’in bize haber vermiş olduğu alametle söylüyorum ki, o da, “o gün güneş şuasız olarak doğar” dedi (Müslim, Sıyam, 220).
İslâm kaynaklarında belirtildiğine göre ALLAH.(cc) Teâlâ bir takım hikmetlere dayanarak Kadir gecesini ve onun dışında daha bazı şeyleri de gizli tutmuştur. Bunlar:
Cuma günü içerisinde duanın kabul olacağı saat; beş vakit içerisinde Salât-ı vusta; ilâhî isimler içerisinde İsm-i Azam; bütün taatlar ve ibadetler içerisinde rızay-ı ilâhî; zaman içerisinde kıyamet ve hayat içerisinde ölümdür. Bunların gizli tutulmasından maksat mü’minlerin uyanık, dikkatli ve devamlı ALLAH.(cc)’a ibadet ve taat içerisinde olmalar]. sağlamaktır. Mü’minler bu geceyi gaflet içerisinde geçirmemeli, ibadet ve taatle değerlendirmelidir.
Ebû Hüreyre (r.a)’ın rivâyet etmiş olduğu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
“Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacağı sevabı ALLAH.(cc)’tan bekleyerek ibadet ve taatla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır” (Buhârî, Kadir, 1).
Kadir gecesinde neler yapılabilir:
Kadir gecesini, namaz kılarak, Kur’ân-ı Kerim okuyarak, tevbe, istiğfâr ederek ve dua yaparak değerlendirmeli.
Üzerinde namaz borcu olanların nafile namazı kılmadan önce hiç değilse beş vakit kaza namazı kılmaları daha faziletlidir. Kazası yoksa nafile kılar.
Süfyan-ı Sevrî: “Kadir gecesi dua ve istiğfar etmek namazdan sevimlidir. Kur’ân okuyup sonra dua etmek daha güzeldir.” (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313) demiştir.
Hz. Aişe validemiz demiştir ki; Rasûlüllah (s.a.s)’e:
“- Ey ALLAH.(cc)’ın Rasûlü! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?” diye sordum. Rasûlüllah (s.a.s):
“- ALLAH.(cc)ümme inneke afüvvün tühıbbü’l-afve fa’fu annî: ALLAH.(cc)’ım sen çok affedicisin, affi seversin, beni affet.” diye dua et, buyurdu (Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 314).
Bu gecenin öyle bir anı vardır ki o anda yapılan ibadet ve dualar mutlaka makbul olur. Bu önemli anı yakalamak için gecenin bütününü tevbe ve istiğfar ile geçirmek gerekir. Bu da kişinin imanını tazeler. Gecenin bütününü ibadetle geçiremeyenler en azından teravihten sonra bir miktar oturup dua etmelidirler.]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-VE-O-AN-GELSE-O-AN <![CDATA[VE O AN GELSE O AN]]>
Seni çok özledim ya Rasuallah ne olur bizi sensiz bırakma ya Rasulallah

sensiz biz ne yaparız gönüllerimize sevgi olup yüreğimize yağmur olup yağ ya Rasuallah

biliyorum sen varsın sen ölemessin bir şehit bile ölmezken Ben sana nasıl öldü derim

yaşıyorsun aramızdasın..

Şefatine muhtacız ya Rasul ALLAH.(cc)

duysun bu alem sesimi duysun 20.ci yüzyıl sesimi

dünya nüfusunun tümü 7.5 milyar insan duy sesimi

sana sevdalıyım ya Rasulallah

Güzel ALLAHIM Seni Hamd ile tesbih ederim senin sevgin 1.ci sırada

bana peygamberimi ne kadar çok sevdirdin böyle sana şükür ve hamd etmiyeyimde kime edeyim

onu bir alem sevdi benim gibi bir garip sevmiş çok mu ...

AmA Düşünüyorumda ben bu alemden gittiğim zaman mahşer meydanında hesaplar görülürken

bana sen kimsin derlerse kimse bana sahip çıkmassa korkudan titrerse bedenim Sen yetiş Güzel ALLAH.(cc)'ım .. çünkü ben sevdalıyım senin sevin dediklerine

Sevdalıyım Kuranı kerime

Sevdalıyım Peygamberime

VE O AN GELSE O AN sen demiştinki ben sizi abdest aldığınız uzuvlarınızdan tanıyacağım o abdest alınan elleriniz ayaklarınız yüzünüz bir nur gibi parlayacak

Ben namazımı kılıyorum yarasulallah ama Rabbim katında ne kadar değer görülür bilmiyorum ne kadar beni korur onuda bilmiyorum ?

VE BİR AN OLSA SENİNLE GÖZ GÖZE GELSEM ACABA BANA GÜLÜMSERMİSİN SÖYLE YA RASULALLAH EĞER BENİ TANIMADAN GEÇİP GİDERSEN !!!!! BEN NE OLURUM YARUSLALLAH !! NE OLURUM SÖYLE YARASUALLAH SÖYLE YARASUALLAH ! SÖYLE YARASUALLAH

BELKİDE GÖZYAŞLARI İÇİNDE YAZDIĞIM BU SATIRLAR AMEL DEFTERİMDE KARŞIMA ÇIKAR VE SEN BANA BİR TEBESSÜM GÖNDERSEN BANA HAYTIMDA ARZULADIKLARIM ARASINDA EN GÜZELİNİ VERMİŞ OLACAKSIN

BUNA İNAIYORUM SEN DEDİNKİ KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR ..

ÖYLE HERZMAN ÜMİTVAR OLACAĞIM BEN SEVGİLİ !! BU ÖZLEMLE YANIP TUTUŞUYORUM



ALLAHIM MERHAMET ET BİZE BAĞIŞLA BİZİ BİZİM SENDEN BAŞKA KİMSEMİZ YOK SAHİBİMİZ EŞSİZ YARATICIMIZ SENSİN MERHAMET ET ALLAHIM MERHAMET ET RAHMETİNE MUHTACIM

GÜZEL ALLAHIM SEVGİLİNE HABİBİNE SELAMLARIMI İLET BİNLER SALAT BİNLER SELAM OLSUN ONA 18 BİN ALEMİN SULTANINA]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-KAD%C4%B0R-GECES%C4%B0-VE-SON-ON-G%C3%9CN <![CDATA[KADİR GECESİ VE SON ON GÜN]]>
“ Rüyalarınızın, Kadir gecesinin Ramazanın son yedi gecesinde bulunduğuna ilişkin olduğunu görüyorum. Buna göre Kadir gecesine kavuşmak isteyen, onu Ramazan’ın son yedi gecesinde arasın!” [Buhari, Teravih namazı, No:2017;, Müslim, Sıyam,No:1169.]

Resul-i Ekrem [sav], Ramazan ayında Kadir gecesinin faziletini elde etmek için araştırıyordu. Bir keresinde Ramazan ayının ilk on gününde itikafa girmişti. Sonra Ramazan’ın ikinci on gününde aramış ve bu şekilde birkaç kere yapmıştı. Sonunda Kadir gecesinin Ramazan’ın son on gününde aranması konusunda karar kılmış ve son on günde araştırılmasını emretmişti. Konuyla ilgili olarak Hz. Aişe’den [r.an] rivayet edilen bir hadis şöyledir:

“ Kadir gecesini Ramazan’ın son on gününde arayın.” [Buhari, Teravih namazı, No:2017;, Müslim, Sıyam,No:1169.]

Buhari’nin bir rivayetinde de şöyledir: “Ramazan’ın son on gününün tek gecelerinde arayın.” Bu manada birçok hadis vardır.

Hz. Ebu Bekir [r.a] diyor ki: “Ben Resul-i Ekrem [sav]’den, Kadir gecesinin Ramazan ayının son on günü dışında her hangi bir zamanda araştırılmasına dair bir şey duymadım. Resul-i Ekrem [sav] şöyle buyurdu:

“ Kadir gecesini Ramazan’ın bitimine ya dokuz ya yedi ya beş ya üç gece kala ya da son gecesinde arayın” [Ahmed b. Hanbel, MÜsned,5/36,39; Tirmizi,Savm,No:794.]

Hz. Ebu Bekir [r.a] Ramazan’ın ilk yirmi gününde senenin diğer günlerinde kıldığı kadar namaz kılıyordu. Son on gün girdiğinde çok fazla ibadet etmeye başlıyordu. Hz. Ebu Bekir [r.a] Kadir gecesinin Ramazan’ın son yedi gecesinde araştırılmasını emretti.

Ebu Zerr [r.a] anlatıyor: “İnsanlara Kadir gecesinin ne zaman olduğunu sorardım. Bir gün Resul-i Ekrem [sav]’e dedim ki:

-Ey ALLAH.(cc)’ın Resulü! Kadir gecesi Ramazan ayında mı yoksa başka bir ayda mı? O [sav]:

-Ramazan ayındadır, dedi. Ben:

-Kadir gecesi, nebiler hayatta iken olur, onların vefatı ile birlikte kaldırılır mı yoksa kıyamete kadar devam edecek mi, diye sorduğumda:

-Kıyamete kadar devam edecek, cevabını verdi. Ben:

-Ramazan’ın hangi gecesinde, dedim. O [sav]:

-Onu ilk on gün ve son on günde arayın, buyurdu. Bu kez:

-Hangi on günde, diye sordum. Resul-i Ekrem [sav]:

-Son on günde. Bundan sonra bana bu konuyla ilgili başka soru sorma, dedi. Sonra Resul-i Ekrem [sav] konuşmaya devam etti. Ben bir boşluk bulup tekrar:

-Ey ALLAH.(cc)’ın Resulü! Senin üzerindeki hakkım için söyler misin, son on günün hangisinde, dedim. Bunun üzerine Resul-i Ekrem [sav] bana o kadar sinirlendi ki, o zamana kadar bana hiçbir sohbetimizde öyle sinirlenmemişti. Sonra dedi ki:

-Son yedi günden birinde arayın. Bundan sonra bana daha bu konuyla ilgili soru sorma! ”[ Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/171; İbn Hıbban, Sahih,5/274; Hakim, Müstedrek,1/437.]

Bu hadise göre Kadir gecesi, Ramazan ayının son yedi gecesinden birindedir.

Ayın yirmi üçünün hangi gün olduğu konusunda görüş ayrılığı vardır. Kimileri son yedi günün başlangıcının ayın yirmi üçü olduğunu söylemişlerdir. Bilal’den [r.a] rivayet edilen ve bu görüşü destekleyen bir hadis şöyledir:

“ Ramazan’ın yirmi üçü son yedi günün başlangıcıdır.” [Buhari,8/153,No:4470.]

İmam-ı Malik [rah] şöyle demiştir: “Diyorum ki -ALLAH.(cc) en iyisini bilir- Ramazan’ın son dokuz gününün başlangıcı ayın yirmi biridir. Son beş gününün başlangıcı ayın yirmi beşidir.” Abdulmelik b. Habib [rah], imam-ı Malik’in bu sözünü şöyle yorumlamıştır: “Bu Ramazan ayının noksan hesaplanmasına göredir.”

Eyüb es-Sehtayani [rah] Ramazan’ın yirmi üç ve yirmi dördüncü gecelerinde gusül alır, kokular sürünür ve şöyle derdi: “Yirmi üçüncü gece Medinelilerin gecesidir. Yirmi dördünce gece ise bizlerin gecesidir. Yani Basralıların.”

Kimileri de Ramazan’ın son yedi gününün başlangıcının ayın yirmi dördü olduğunu söylemişler ve özellikle yirmi dördüncü gecede daha fazla ibadet etmişlerdir. Hz. Enes [r.a] ve Hz. Hasan’ın [r.a] da bu görüşü savunanlardan olduğu rivayet edilmiştir. Yine bir rivayete göre Hasan [r.a] şöyle demiştir: “Yirmi sene boyunca Ramazan’ın yirmi dördüncü gecesinde güneşin doğuşunu takip ettim ve Güneş’in bu günde ışığının olmadığını gördüm.” İbni Abbas’tan [r.a] da bu şekilde bir rivayet vardır.

Ebu Zerr [r.a] ve Said el-Hudri [r.a] Ramazan ayını tam olarak hesaplamışlar ve son yedi günün başlangıcının ayın yirmi dördü olduğu görüşünü savunmuşlardır. Bu görüşü savunan daha birçok kimse vardır.

Resul-i Ekrem [sav]’den son yedi günün başlangıcının ayın yirmi üçü olduğu rivayeti de vardır. Cabir [r.a] diyor ki:” Abdullah b. Üneys Resul-i Ekrem [sav]’e Kadir gecesinin hangi gün olduğunu sordu. Bu soruyu sorduğunda Ramazan ayından yirmi iki gece bitmişti. O [sav] da:

“Kadir gecesini bu aydan geride kalan bu yedi günden birinde arayın!” [Mecmauz-Zevaid,3/175.]buyurdu]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-G%C3%9CNLER-SU-G%C4%B0B%C4%B0-AKARKEN-H%C3%9CZ%C3%9CN-VAR <![CDATA[GÜNLER SU GİBİ AKARKEN HÜZÜN VAR]]> “Hz. Peygamber Ramazan’ın son on günü girdiğinde; gecesini ibadetle geçirirdi, ailesini de uyarırdı, ibadet için diğer zamanlardan daha fazla gayret gösterirdi.”(Buhari)
Bu sene de takvim Ramazan ayının son on gününü gösterdi. Bize bu güne kadar istifade edebildiğimiz kadarına şükredip kalan günlerde daha fazlasına çalışmak ve dua etmek kaldı.
ALLAH.(cc)’ın en sevgilisinin bütün gecelerini ihya ettiği, dünyevi meşguliyetlerden tümüyle elini çektiği, ‘itikaf’a girdiği ehemmiyetli bir zaman diliminin hemen arifesindeyiz.
* * *
İtikaf: İnzivaya çekilerek devamlı ibadetle meşgul olmak demektir. Sünnet olanı ise Ramazan’ın son on gününde yapılanıdır.
Oruç’un müspet tesirlerini alabildiğine artıran, nefis muhasebesine insanı mecbur eden, bu ayı senenin dönüm noktası haline getirebilecek bir ibadet, Kadir Gecesi’ni aramanın en güzel şekli.
Kelime manası: bir yerde ayrılmadan beklemek. Bu bekleyiş; affedilmek için ayrılmamak üzere, Yaradan’ın dergahında beklemek olsa gerek.
Hala Ramazan’dan –ben gibi- gerektiğince istifade edemeyenlere son bir fırsat. Yeni bir başlangıç yapma imkanı. Son günlerinde Mübarek ayın gönüllerde hasıl ettiği tesirin aşınmasına engel olma, aksine ibadetlere hız verme ihtarı.
Ve bir mükellefiyet: Yok olmaya, kaybolmaya yüz tutan bir ibadet’in, ‘itikaf’ın ihya olması, hayata doğması için her Müslüman mükellef. Beldede kimsenin yapmaması halinde beldedekilerin tümü mesul. Sünnetleri ihya etmek Ahirzamanda hepimizin en mühim vazifesi.
* * *
…Ve İtikaf’ın hikmetlerinden biri; Ramazan’ın son on gününde gizli, Kur’an’da bin aydan hayırlı diye tavsif edilen mübarek Kadir Gecesi’ni aramak. Rablerinin izniyle Meleklerin yere indiği, Kur’an’ın indirildiği gecede, yatağımızda yatıyor olmamak, meleklere o gafletli, yarı ölü halimizle yakalanmamak.
Ta Fecre kadar her yanı dolduracak melaikelere ibadetlerimizle, okuyacağımız ALLAH.(cc) kelamıyla, kılacağımız namazlarla, zikir, tesbih ve tefekkürlerle arkadaş olmak, Yaratılanların en şereflisi mertebesine yakışmak, Rahmetin tebessüme gelmesine, bereketin celbine vesile olmak, İslam Coğrafyası’nın üzerindeki kara bulutların dağılmasına yakarmak.
Ve Rahman ve Rahim olanın bu arayış sayesinde son on günün hangisi ihya edildiyse onu hakkımızda Kadir Günü eylemesi,
Kabul etmesi, Kadir Gecesi’ni yakalayan bir Halis dostunun bütün inananların kurtuluşu için yaptığı safi duasını…
* * *
İtikaf’a çoğumuzun gücü yetmeyecek belki. ALLAH.(cc) bu ibadete iştiyakımızı halketsin, iştiyaklarımızı niyetlere tahvil etsin, niyetlerimizi ibadetlere… İtikaf ibadetini yapabilenlerin dualarına ortak olmayı nasip etsin.
Belki gecelerini ibadetle geçirmek de elimizden gelmeyecek. ALLAH.(cc) ihya edebildiğimiz bir geceyi hakkımızda Kadir Gecesi kabul buyursun.
“İbadet için diğer zamanlardan daha fazla gayret gösterdiği” muhaddislerce rivayet olunan Yaradan’ın en sevgili kulu, alemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Peygamber-i Zişan’a ümmet olduğumuzu göstermek için ibadetlerimizde bir başkalık olsun bu günlerde. En küçük kabahati malayani meşguliyetlere teşvik olan televizyonun sesini on günlüğüne olsun işitmeyelim hanelerimizde. Daha evvel yapmadığımız ibadetleri yapalım bu birkaç günde. Değil mi ki bu başkalıkla dahi sünnet işlemiş olacağız.
Dualarınızda yer bulmak ümidiyle]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-%C4%B0NSAN-BEDEN%C4%B0NDE-ALLAH%C3%9C-TE%C3%82L%C3%82-NIN-%C5%9EA%C5%9EILACAK-SUN-U <![CDATA[İNSAN BEDENİNDE ALLAHÜ TEÂLÂ'NIN ŞAŞILACAK SUN'U]]>
İnsanın bedeninde binlerce damar, sinir ve kemik vardır. Her birinin şekli ve sıfatı başkadır. Her birinin vazifesi ayrıdır. Senin ise onlardan haberin yoktur. Senin bildiğin şu kadardır: El ve ayak, tutmak ve yürümek içindir. Dil, konuşmak içindir. Ama gözün on ayrı kısımdan yapıldığını, bunlardan biri vazifesini yapmazsa görme işi olmayacağını bilmezsin ve yine bu kısımların her birinin ne yaptıklarını ve hangi sebeple görmeye tesir ettiklerini bilemezsin. Gözün madde olarak büyüklüğünü herkes bilir. Ona ait bilgiler ise cildlerle kitaplarda ancak anlatılmıştır. Bunu da bilmemene şaşmamak lâzım. Karaciğer, dalak, öd kesesi, böbrek ve buna benzer iç organların vazifelerini de bilemezsin. Karaciğerin vazifesi, mideden kendisine gelen çeşitli gıdaları kan renginde bir hâle getirmek ve yedi uzva, yâni bütün vücuda yayacak şekle sokmaktır. Kan, ciğerde oluşunca üstünde sarı renkli bir köpük bulunur. Bir de tortu bırakır. Bu ise lenftir. Dalağın vazifesi bu safrayı, lenfi kandan almaktır. Sarı renkli köpük safradır. Öd kesesinin vazifesi bu safrayı emmek, toplamaktır. Kan, ciğerden çıkınca, gayet ince ve suludur. Böbreğin vazifesi, kandan suyu almaktır. Ancak böylece kan, safrasız ve lenfsiz kendi renginde ve kıvamında damarlara ulaşır.

Safra kesesinde bir arıza olursa, safra kana karışır. Sarılık hastalığı meydana gelir. Safra ile alâkalı diğer hastalıklar da baş gösterir. Dalak iyi çalışmazsa lenf kana karışır. Lenfavî hastalıklar meydana gelir. Böbrekler çalışmazsa su kana karışır, istiska [deri altı su toplama - ödem] hastalığı meydana gelir.

Bunun gibi, insanın dışındaki ve içindeki her parçayı bir iş için yaratmışlardır. Beden bunlarsız sağlam olamaz. Belki, insanın bedeni, âlemin bir nümunesidir, muhtasarıdır. Âlemde yaratılan her şeyin insanda bir numunesi [misali] vardır. Kemik dağ gibi, damarlar nehirler gibidir. Kıllar ise ağaçlara, beyin göklere, duygu azaları yıldızlara benzemektedir. Bunu uzun anlatırsak çok sürer. Âlemdeki her şeyin insanda bir numunesi, bir benzeri vardır. Domuz, kurt, at, şeytan, cin ve melek gibi. Daha önce bunlara işaret eyledik. Âlemde olan her san'atın onda bir benzeri vardır. Midedeki kuvvet, aşçı gibidir. Yemekleri hazmeder. Saf gıdaları ciğere, tortu ve posalarını bağırsaklara gönderen şıracı gibidir. Gıdaları ciğerde kan hâline getiren boyacıdır. Kanı göğüste beyaz süt yapan, iki yumurtada beyaz nutfe [meni] yapan çamaşırcı, böbrekler de ciğerden su çekip mesaneye götüren saka, büyük abdesti dışarı atan, çöpçü gibidir. Safrayı ve lenfi harekete getirip, bedene zarar veren kuvvet, hırsız gibidir. Safrayı ve hastalıkları gideren kuvvet, adil bir başkana benzer ki, uzatırsak bunun da sonu gelmez.

Bunlardan maksat, bedenin içinde iş yapan nice organlar olduğunu bilmendir. Her biri bir işle meşgul olurken, sen tatlı tatlı uykudasın. Onlar sana hizmetten bir ân bile geri durmuyorlar. Sen ise onları tanımıyorsun. Aynı zamanda sana olan hizmetlerine de şükretmiyorsun!

Bir kimse hizmetçisini bir gün sana hizmet ve yardıma gönderse, bütün gün belki hayatın boyunca ona teşekkür edersin. Ama bu kadar san'atkârları bedenin içinde hizmetinde bulunduran, hayatın boyunca onları sana hizmetten bir an geri bırakmayanı hatırlamazsın.

Bedenin yapısını, terkibini ve her azanın faydalarını bilmeye ilm-i teşrih denir. Bu, derin bir ilimdir, insanlar bunu bilmezler ve dokunmazlar. Okuyanlar tıb ilminde müderris [profesör] olmak için okurlar. Halbuki tıb ve tıb ilmi de muhtasardır, kısadır. Lüzumlu ise de, din ile alâkası yoktur.

Fakat bedenine ALLAH.(cc)ü Teâlâ'nın yarattıklarındaki akıllan durduracak incelikleri görmek için bakıldığında, ALLAH.(cc)ü Teâla'nın sıfatlarından üç sıfat kendiliğinden olur:

Birincisi, bilir ki, bu kalıbın [bedenin] ustası ve bu şahsın yaratıcısının kudreti tamdır. Noksanlık ve acizlik O'nun kudretine yanaşamaz. Zira, bir damla sudan böyle bir insan yaratabiliyor. Bunu yapabilen, ölümden sonra diriltmeyi daha kolay yapar.

İkincisi, bu bedeni yaratanın ilminin, her şeyi kuşatan bir ilim olduğunu bilir. Zira, böyle şaşılacak şeylerin, böyle şaşılacak faydalarla bir arada bulunması, ancak en üstün bir ilimle olabilir.

Üçüncüsü, kullarına lütuf, rahmet ve inayetinin sonu yoktur. Zira, yaratılması lüzumlu olanlardan bir tane bırakmayıp, hepsini yarattı. Onlar zaruri lâzımdırlar. Kalb, ciğer, beyin ve canlılık gibi. İnsanın ihtiyacı olduğu, fakat zaruri olmadığı şeyleri de yarattı. El, ayak, göz ve dil gibi. Hepsini o verdi. Lâzım olmayan, zaruri de olmayan fakat fazlalık da olmayıp güzelliğe sebep olanları da verdi: Saçın siyahlığı, dudağın kırmızılığı, kaşın kavisliği ve kirpiklerin düzgünlüğü ve buna benzer şeyler.

Bu lütuf ve inayetini yalnız insanoğluna vermedi. Bütün yaratıklarına, sivrisineğe, arıya ve sineğe de verdi. Evet, bunlardan her birine lâzım olanları verdi. Şekillerini ve suretlerini, güzel çizgilerle ve renklerle süsledi.

O hâlde insanın vücudunun yaratılmasına dikkatle bakmak, ALLAH.(cc)ü Teâlâ'nm sıfatlarını bilmenin anahtarıdır. Bu şekilde ve bu sebeple bu ilim kıymetli olur. Hekimlerin bu ilme ihtiyacı olmasında, bu şeref yoktur.

Şiirdeki, kitap yazmadaki ve san'attaki incelikleri ne kadar çok bilirsen, şairin, yazarın ve san'at sahibinin büyüklüğü, kalbinde artar. ALLAH.(cc)ü Teâlâ'nın işlerindeki incelikler ve aklın eremediği mânâlar, bunları yapan ALLAH.(cc)ü Teâlâ'nın büyüklüğünün anahtarıdır. Bu da kendini bilmekten bir kısımdır. Fakat kalb ilmine göre muhtasardır. Çünkü bu, beden ilmidir. Beden ise binek hayvanı gibidir. Kalb, üstündeki süvariye benzer. Maksat süvarinin yaratılmasıdır, bineğin değil. Çünkü binek hayvanı, ona binen içindir. Binici, binek hayvanı için değildir. Bu kadarını söylemekle insanın kendisini böyle kolay anlayamayacağını bildirdik. Hâlbuki, sana senden daha yakın hiçbir şey yoktur. Kendini tanımayıp, başkalarını tanıdığını, bildiğini iddia eden, kendini doyuracak yemeği olmadığı hâlde şehirdeki fakirlerin hepsinin kendi yemeğini yemekte olduklarını iddia etmesine benzer ki, gayet çirkin ve yakışık almayan bir şeydir.]]>
false
2010-04-15T00:57:12Z 2010-04-15T00:57:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-Neden-7-kez-tavaf-yap%C4%B1yoruz <![CDATA[Neden 7 kez tavaf yapıyoruz?..]]>
Bu hareketin ictimaî hayata ait olan mânâsı, birlikten ayrılmamak ve bu birliği korumaya çalışmaktır.

Ferdî hayata ait mânâsı ise daha derin hakikatları ihtiva etmektedir;

Çünkü gökler yedi kattır, insandaki nefis de yedi tanedir.

Her dönüşte bir merhale, bir menzil aşılarak yedi kat göklerin üstüne çıkmak, maddî âlemin üstüne yükselmek demektir.

Ayrıca iç dünyamızda yedi basamaklı olan nefsin en aşağı basamağından en üst basamağına yükselmesidir.

Yani nefs-i emmâreden nefs-i mutmainneye çıkarak, hayvanî hayattan kurtulup, ruhânî hayata kavuşmak demektir.

Kâbe'yi tavaf, kâinat nizamından alınmış bir ibadettir;

Seyyareler güneş, elektronlar çekirdek, pervaneler kandil etrafında döner;

Böyle bir merkez etrafında dönmek ona aşkla bağlılık anlamına gelir.

Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hakk:

"Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey O'nu tesbih eder. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz onların tesbihini anlamazsınız..." buyurmaktadır. (İsrâ, 44)

Tabiat ilimlerindeki gelişme bu ayetin açıklamasına yardımcı olmuştur.

Nitekim, önceleri cansız ve hareketsiz olduğu sanılan varlıklar da dahil olmak üzere bütün eşya atomlardan meydana gelmiştir.

İşte Atom çekirdeklerinin etrafındaki elektronlar, sürekli ve muntazam bir şekilde çekirdeğin etrafında dönmektedirler ki, bu durum Kur'an-ı Kerim tarafından ALLAH.(cc)'ı tesbih olarak ifade edilmiştir.

Bu bakımdan, İslâm'ın sembolü olan Kâbe etrafında dönmek de;

Dine gönül vermek, onun etrafında pervane kesilmek ve ALLAH.(cc)'a bütün kalbiyle bağlanmaktır.

Sen Sen Ol Başkalarının Seni Yönetmesine İzin Verme!


Sen Sen Ol kendine bu dünyada kara gününde arkanda olacak dostlar edinmeye çal‎‏ış!

“Ya Rab,yüzümü güzelleştirdiğin gibi ahlakımı da güzelleştir]]>
false
2009-09-19T16:27:09Z 2009-09-19T16:27:09Z http://www.frmcuyuz.net/konu-Namaz-nas%C4%B1l-k%C4%B1l%C4%B1n%C4%B1r-resimli-anlat%C4%B1m <![CDATA[Namaz nasıl kılınır resimli anlatım]]>
[img]http://andisever.files.wordpress.com/2008/12/namaz_1.jpg[/img]
]]>
false
2009-08-31T14:18:50Z 2009-08-31T14:24:12Z http://www.frmcuyuz.net/konu-S%C4%B1navlara-girmeden-%C3%B6nce-okunmas%C4%B1-gereken-dualar-S%C4%B1nav-duadlar%C4%B1 <![CDATA[Sınavlara girmeden önce okunması gereken dualar Sınav duadları]]>
Dua, insanı hem sınavın stres ve korkusundan kurtarıyor, hem de rahatlatıyor. Hem de gerçek sığınağın ve gerçek korkulması gereken varlığı bize hatırlatıyor.

Hemen hemen her sınav öncesinde dua okumuşumdur. Lise sınavlarında, ÖSS’de, üniversitede vize ve finallerde, ehliyet sınavında, hemen hemen her sınavda!

Öncelikle şunu söyleyeyim; en güzel dua, beş vakit namazın sonunda yapılan duadır. Sürekli olduğu için kabul olması daha makbuldur.

Okuduğum dua, rahmetli anneannemin öğrettiği;

Ve kul rabbi zidni ilmen ve fehma

duasıdır. Bir Kur’an ayetidir, sondaki fehma eklenmiştir. Sınavdan önce, 7 defa okunur. Başka bir dua daha var. Belki de bir çoğumuz biliriz.

Rabbi yessir
Vela tuassir
Rabbi temmim
Bilhayr


şeklinde güzel bir dua daha. Bunu zannedersem 3 defa okurduk. Tabii 3 ihlas, 1 fatiha da vakit varsa okunmalı. Hatta belki de en başta okunmalı.

Dua hususunda ekleyeceğim bir konu daha var… Duanın başında ve sonunda Salavat-ı şerife yani Allahumme salli ala seyyidina muhammedin ve alla ali muhammed okumak ve en başta da bir kaç tan tevbe yani estağfirullah çekmek önemlidir.

Bir de duanın anlamını bilmek gerek. Sınava girmek, sınav duasının vakti girmesidir ve sınav duaları okunur. Yalnızca sınavı geçmek için okunmaz. Aynı yağmur duasında olduğu gibi. Yağmurun yağması için yağmur duasına çıkılmaz! Yağmur yağmaması, yağmur duası ibadetinin vaktinin girmesidir ve yağmur duası da o vaktin ibadetidir. Nasıl, öğle ezanı öğlen namazının kılınmasını gerektirir, onun gibi de sınava girmek, sınav duası ibadetini yerine getirme vaktinin girmesidir. Sınavı geçmekten çok, duayı içten etmek önemlidir.

Bunlar okunduktan sonra “ALLAH.(cc)’ım yardım et”, Bütün müslüman kardeşlerimin sınavlarında yardım et, zihin açıklığı ver” vs. gibi Türkçe istediğiniz kadar dua edin. Bunları bizzat ben ederdim. Çünkü bencillik İslam’da yoktur. Bir müslüman kardeşimin herhangi bir alanda başarısı, banha gurur verir.

Ancak şunu söyleyelim, “Dua, müminin silahıdır” ama sınava çalışmadan, sınav anında yapılan duaların pek etkisi olmaz. Yani tevekkülü yaparak, sınava çalışarak, sınavdan önce yapılan bir dua; inşALLAH.(cc), sınavın bizim için daha iyi geçmesine sebep olacaktır.

Ekleyeceğim en son nokta ise, sınıfta iyi bir arkadaşınız var ise, o arkadaşınızla birbirinizle dua etme konusunda anlaşmanız! Yanlış anlamayın, maddi bir karşılık için değil, sırf ALLAH.(cc) rızası için! Nedeni, kendinizin kendinize ettiği dualar kadar, başkalarının sizin bizzat isminizi söyleyerek ettiği dualar da çok makbuldür.

ALLAH.(cc), tüm müslüman kardeşlerimizin tüm maddi, manevi sınavlarında yardımcıları olsun.


"Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi'l-hayr"
"Rabbim! kolaylaştır zorlaştırma, Rabbim hayırla sonuçlandır"


[img]http://img.blogcu.com/uploads/guLaLe_dua.JPG[/img]
]]>
false
2009-07-03T18:17:37Z 2009-07-03T18:17:37Z http://www.frmcuyuz.net/konu-%C4%B0slami-Masa%C3%BCst%C3%BC-Kesinlikle-%C4%B0ndirin-Kurun <![CDATA[İslami Masaüstü Kesinlikle İndirin Kurun]]>
Boyut : 3.48 Mb
Dili : Türkçe
Versiyon : 3.1
Platform : Windows (Tümü)
Lisans : Ücretsiz (Freeware)
Üretici : Why-Islam.Net

TIKLA İNDİR
]]>
false